in

AKP neden durmadan kendini rezil ediyor?

AKP neden durmadan kendini rezil ediyor? 10


AKP neden durmadan kendini rezil ediyor? 11

DAĞHAN IRAK

[email protected]

@daghanirak

Malumunuz, AKP geçtiğimiz hafta ‘YALAN ÜRETİM MERKEZİ’ (büyük harfler AKP’ye ait) bir propaganda videosu paylaştı sosyal medyadan. Video, yandaş medya tarafından alıştığımız üzere eş zamanlı paylaşıldı ve geniş kitlelere, özellikle de gençlere ulaşması hedeflendi. Kemal Kılıçdaroğlu ve Faik Öztrak’ı ‘CHP yalan üretim merkezi‘nde resmeden bu animasyon, ‘128 milyar nerede?’ sorusunun bir ‘algı operasyonu‘ olduğu mesajını vermeyi amaçlıyordu.

AKP neden durmadan kendini rezil ediyor? 12

Video gerçekten de AKP’nin beklediği gibi milyonlarca kişi tarafından izlendi ama ayrımlı nedenlerle. ‘Yalan üretim merkezi’ (küçük harfler bana ait), Türkiye iletişim tarihinde hedef alınan partinin bayıla bayıla kendi resmi hesabından paylaştığı ilk propaganda çalışması olarak tarihe geçti.

AKP’nin Medya Tanıtım Başkan Yardımcısı Emre Cemil Ayvalı, ‘İzlerken kudurdukları videoyu silmemizi istiyorlar, şaka gibi…’ twitini attığı sıralarda CHP, ‘millet canının derdinde, AKP nelerle uğraşıyor?’ mesajıyla videoyu paylaştı; ardından da önce AKP’nin videosu, sonra Ayvalı’nın twiti buhar oldu. Çamurdan pastanın üstüne çürümüş vişneyi dikmek ise AKP Medya Tanıtım Başkanı (bu arada AKPlilerin hepsi bir şeyin başkanı, ayrımında mısınız?) Hamza Dağ’a nasip oldu. Dağ’a göre ‘maksat hasıl olmuş’tu.

AKP neden durmadan kendini rezil ediyor? 13

Bu yetmedi, üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptırdığı, Türkiye halkını apaçık şekilde aşağılayan, ‘Merak etmeyin, aşılıdır’ videosu geldi. Yine büyük paralar harcanarak yaptırıldığı açık olan kibir dolu bu video da, kısa sürede kaldırıldı, bu sefer hiçbir açıklama yapılmadan.

Bunlar AKP’nin kendi kendini açıkça rezil ettiği, geniş kitlelerin gözü önünde alay konusu olduğu ilk örnekler de değil. Mesela, Haziran 2020’de eski Medya Tanıtım başkanı Mahir Ünal’ın ‘milli profil belirleme’ kampanyası Yeşil Top da benzeri bir fiyaskoyla sonuçlanmış, kampanyaya dair her şey sosyal medyadan apar topar kaldırılmıştı.

Peki, AKP neden kendini kitle iletişimini kullanarak rezil etmeye bu kadar meraklı? Bunu kendisine neden yapıyor?

Bu soruyu cevaplarken, biraz iletişim sosyolojisine girmek gerekecek, bunu sıkıcı akademisyen pozlarına girmeden yapmaya çalışacağım, yönetim edin.

Her şeyden önce neden özellikle sosyal medya üzerinden kitle iletişiminde başarısız olduğunu anlamak için, AKP’nin ne olduğunu, daha doğrusu ne olarak doğduğunu tariflemek lazım.

AKP, bir meta-anlatı ya da üst anlatı partisi. AKP’yi başlangıçta tarif eden ve ona toplum nezdinde cevap getiren şey, partiyi ideoloji ya da kadrolardan önce, Türkiye’nin sosyal dokusunun en derin fay hatlarından birine temas eden bir anlatı geliştirmesi oldu. Türkiye,  ‘Anadolulu muhafazakar çoğunluk‘ ile ‘Büyük şehirli Batıcı azınlık‘ arasında bölünmüştü ve ‘azınlık, çoğunluğa tahakküm kurmuştu‘. AKP ve lideri Erdoğan, temsil edilmeyen, sesi duyulmayan, susturulmuş ‘kimsesizlerin kimi’ olarak ortaya çıktı.

Bu üst anlatıya baktığımız zaman, aslında o AKP’nin popülizm literatürüne bugünkü AKP’den bile daha çok uyduğunu görüyoruz. Mesela Mudde’nin popülizmi tariflediği 2004 tarihli makalesinde bahsettiği ‘çürümüş elite karşı saf milli iradenin tecelli etmesi‘ fikri, bu meta-anlatının çekirdeğinde yer alıyor.

Aynı şekilde, ‘iyi-kötü’ ilişkisi, anlatının ahlakçılığı (partinin adının AK olması mesela), diğer ideolojilere eklemlenebilen ince çekirdekli ideoloji gibi öğeler de yine AKP’nin çıkışından itibaren izlediği popülizmi gösterebilir. ‘Yeni Türkiye‘ fikri de, yine popülizm külliyatının önemli eserlerinden Taggart’ın ‘Populism‘indeki, ‘heartland‘ (tasavvur edilmiş vatan) fenomenine epeyce yakın olduğunu söylemek gerek.

AKP’nin bu üst anlatısını, sahada başarıya taşıyan ise yine Türkiye’nin sosyal dokusunu iyi okuyarak yaptığı örgütlenme oldu. Türkiye, OECD ülkeleri arasında dernek üyeliğinin en düşük oranda olduğu ülkelerden biri. Varolan dernek üyelikleri arasında ise ilk üç sırada cami dernekleri, hemşehri dernekleri ve amatör spor kulüpleri var. Bu, Türkiye’nin örgütlenme potansiyeli hakkında önemli bir veri.

AKP’nin saha çalışmasına baktığımız zaman, özellikle ilk iki kalemin etrafında oluşmuş toplumsal ağları kendisine müthiş bir şekilde bağladığını görüyoruz. Özellikle iç taşranın atardamarları olan bu ağları kendi teşkilatlanmasına çevirmek, AKP için bugün bile kaymağını yediği bir başarı oldu.

Bugün, Türkiye’de AKP’li (hadi bilemedin MHP’li) olmamanın adeta kendi varlığını inkâr etmek gibi algılandığı şehirler var. Kuşkusuz bu şehirlerin büyük bölümü ezelden beri sağcıydı; Menderes, Demirel ve Özal da buralarda başarı sağladılar. Ancak, bu argümanı ezberden yüzde 100 doğru kabul ederken, Türkiye İşçi Partisi’nin 1965 seçimlerinde, bugün Anadolu muhafazakarlığının simgesi olarak kabul edilen iki şehir; Konya ve Yozgat’ta milletvekili çıkardığını hatırlamak gerekir. AKP’nin başarısı, muhafazakar Anadolu taşrası standartlarında bile ayrı bir vaka olarak ele alınacak büyüklükte.

AKP’yi iktidara taşıyan bu iki öğe, yani meta-anlatı ve sahadaki örgütlenme biçimi, bugün ise ayağına dolaşmış vaziyette. Öncelikle, meta-anlatı tamamen çöktü; AKP 20 yıldır iktidarda ve ‘tahakküm kurmuş şehirli, Batıcı azınlık‘ argümanı artık ikna edici değil. ‘Hükümet olduk ama iktidar olamadık’ argümanının bile son kullanma tarihi geçeli 10 yıl oldu. Türkiye’yi tartışmasız şekilde parti-devlet rejimi yönetiyor ve AKP bunu her fırsatta kafamıza kakmaktan çekinmiyor. Bunu yaparak da kendi meta-anlatısını bitiriyor, bitirdi. Onun yerini ise ‘Reis‘ kişi kültü ve MHP’den apartılmış aşırı sağ, kafası karışık tarih anlayışı aldı. Bir gün Abdülhamid’e, öbür gün kanlısı Enver’e meyleden bir ‘sağcılık çorbası‘.

Sahaya gelirsek, 20 senede o baştaki ‘saf biz’den eser kalmadığını görmek zor değil. Özellikle rejim değişikliğinden beri saha, Reis’in yeryüzündeki gölgesi olarak racon kesen ‘Küçük Reis‘lerden ve onların çıkar amaçlı şebekelerinden geçilmiyor. AKP genel merkezinde çalışırken lüks arabada kokain partisi görüntüleri çıkan Kürşat Ayvatoğlu’nun açıklamaları, günümüz AKP’sinin izdüşümü gibi: “Ticaret yapıyor olmama rağmen Ak Parti Genel Merkezde bir işim olursa siyasi büyüklere daha yakın olursam daha güçlü olurum düşüncesi ile orada işe girmek için bütün koşulları zorladım. Maddi olarak ihtiyaç duymama rağmen partinin gücü için orada olmak istedim.”

Bu çıkar amaçlı şebekeleşmenin ardında AKP’nin yarattığı dev muhafazakar ekonominin olduğunun da altını çizmek gerekir. ‘Fakire sadaka, orta sınıfa avanta, zengine ihale’ mantığıyla işleyen bu ekonominin bir analizi için Ayşe Buğra ve Osman Savaşkan’ın ‘Türkiye’de Yeni Kapitalizm‘ kitabına bakılabilir.

Sahadaki düzenin yürümemesinin iki nedeni

Sahadaki düzenin artık yürümemesinin iki nedeni var. Birincisi, sahadaki AKPlilerin ‘çürümüş elit’in vücut bulmuş hâli olmaları, ikincisi ise düzeni döndürecek ekonominin artık var olmaması. AKP’nin sahada, kendi sahasında bile, tepki alma riski olmadan dolaşması imkansızlaştı artık. Erdoğan’ın kişi kültü dikişleri tutabildiği kadar tutuyor. Ne kadar tutabildiğini göreceğiz ama küçük bir not vereyim, 2019 İstanbul Haziran seçimlerinde memleketin ve muhafazakarlığın kalesi Fatih, CHP’ye döndü.

Meselenin iletişim tarafına gelelim. Her şeyden önce AKP, hiçbir zaman medya üzerinden kitle iletişimiyle başarılı olan bir parti olmadı. Üstte anlattığım üzere bir toplumsal ağ ve üst anlatı partisiydi. İletişimin başarılı görünmesinin nedeni, o mesajı almaya hazır bir kitlenin koşullarının yaratılmış olmasıydı. AKP, kendisini başarılı kılan etmenler zayıfladıkça, medyaya yüklenmeye başladı. O zaman da bu alandaki beceriksizlikleri daha görünür oldu.

AKP’nin neden bu alanda başarısız olduğunu kısa kısa geçelim.

Birincisi, ciddi bir strateji hatası. AKP, siyasal iletişimi bilmiyor. ‘Doğru siyasi mesajı, doğru kitleye, doğru bağlamla, doğru koşullar altında, doğru mecrayla ileterek kitlede tutum/tavır değişikliği yaratma’ olarak özetleyebileceğimiz siyasal iletişimin hiçbir halkasında başarılı değil.

Yalan videosu örneğini ele alalım; bu video kimin için, niye, ne hedeflenerek yapıldı? AKP, artık yüzde 50 oy alabilen bir parti değil, tek başına iktidar olabilmesi için oy kazanması gerekiyor, hatta belki MHP’yle koalisyon kurabilmek için bile. Ama yapılan video, yalnızca kendi kitlesini -o da en fanatik olanları- memnun edecek bir içerikte. Bütün planını sandığa göre kuran bir partinin, hele ki kaybederken, zaten kendisine her şartta oy verecekleri hedeflemesinin matematiksel bir açıklaması yok. Bu video ve benzeri çalışmalar, partideki çözülmeyi bile durdurmaz, yalnızca çekirdeği sertleştirir, onu da seçimden sonra ağaç olsun diye toprağa dikerler artık.

Dahası, AKP iletişim kadrolarının yaptıkları prodüksiyonlarda hedef kitlelerini seçebilme gibi bir lüksü yok. AKP iletişiminin her daim bir tek hedef kitlesi var, o da tek bir kişiden oluşuyor. Bir video, ‘beyefendi’ beğendiyse başarılıdır, beğenmediyse değildir. Adı üstünde ‘kitle’ iletişimini tek kişinin beğenisine göre kurarsanız, istisnasız olarak her seferinde başarısız olursunuz.

Kreatif süreçler, özgür düşünce ve editoryal özerkliğin olmadığı yerde çalışmaz, böyle telefonla video sildirirler, azar işittiğinizle kalırsınız. Hele hele mizah deniyorsanız, o denemenin elinizde infilak etmesi kaçınılmazdır. Çünkü, mizah zincir kaldırmaz. Komiklik yapayım derken, komik olursunuz.

AKP iletişim kadrolarının çok mahir olduğuna dair de herhangi bir emare yok. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve AKP Medya Tanıtım gibi iki yapı var, ikisinin üretimleri part-devlet nizamına uygun olarak zaman zaman iç içe geçiyor. Devlet dairelerinde, valiler, kaymakamlar, müdürler masaya rahat rahat AKP propagandası koyabilsin diye CİB logosu basılmış AKP ürünleri. Mesela bu video skandalından sonra, Hamza Dağ, CİB’in çıkardığı Erdoğan kitabını ‘kitabımız’ diye paylaştı.

AKP neden durmadan kendini rezil ediyor? 14

Bu ‘aşkınan koşan yorulmaz’ kitabı, aslında görkemli video fiyaskolarının gölgesinde kaldı. Üstteki iki paragraftaki sorunlar, bu kitap için de aynen geçerli. Erdoğan’ı övme kitabını basarken, ‘beyefendiyi mutlu etmek‘ dışında ne gibi bir strateji izlendi acaba? Kitabı basan, beyefendiyi mutlu ederek güç kazanacak, kitabı alan devlet dairelerinin küçük müdürleri de bu kitabı masalarına koyup daha üstlere ‘göreve hazırım‘ sinyali çakacaklar. Tüm vaveyla bunun için. Parası da CİB’ten, yani bizim cebimizden çıkıyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı demişken, biraz da oraya değinelim.

Daha adındaki kulak tırmalayıcı ‘başkanlığı’ kelime tekrarından mesleği pek bilmeyenler tarafından dizayn edildiği belli olan bu ‘kurum‘ (yasal altyapısı hâlâ epeyce şaibeli olduğu için tırnak içinde yazıyorum), insana mecburen klişe Orwell göndermeleri yaptıracak cinsten. Üstelik çizdiği imajın ne kadar gülünç olduğunun da ayrımında değil, çünkü ‘kurum’un başındaki kendine ‘başkan’ demekten büyük bir zevk aldığı belli olan kişi, tek kişilik hedef kitlesini memnun ederek, epeyce yükselebileceğini iyi çözmüş.

Diğer taraftan, müthiş de bir güç zehirlenmesi yaşıyor, hem de Erdoğan’ın bugüne kadar hiçbir ‘ikinci adam‘ına uzun süre tahammül etmediğini göremeyecek kadar. Günde beş vakit çıkıp muhalefete laf yetiştiriyor, muhalefetten hıncını alamazsa Kıbrıs’a karışıyor, o olmadı Batı dünyasına ayar veriyor.

Başkan’lığın verdiği iktidarın öforisini yaşadığını asla gizleyemiyor, kendisini dev aynasında görüyor. İletişim alanında saha tecrübesinin sıfır olduğunu, akademik alanda ise tek varlığının SETA ve devlet kurumlarından basılan makaleleri olduğunu, devasa bir parti-devlet rejiminin iletişimini yönetme yeterliliğinin hiçbir şekilde olmadığını çoktan unutmuş durumda.

Saray’ın diğer iletişim kurmayları da benzer durumda, Polis Akademisi’nden broşür kalınlığında tezlerle aldıkları uyduruk unvanlarla ‘iletişim doktoru’ diye geziyorlar. Tüm kariyerlerinin, Erdoğan’a atfedilen ‘bize bilen değil, bizden lazım’ sözünün üzerine bina edildiğini hatırlamamak için durmadan kendilerine imanlarını tazeliyorlar.

Her şeyini güce taparlık üzerine kurmuş bir rejimin ‘küçük Reisleri‘ kendi güçlerine tapmaktan mabatlarının açıkta kaldığını ayrım edemiyor. Üsttekiler kibirden hataları göremiyor, alttakiler ise korkudan söyleyemiyor, zaten hiçbiri o hataları önden teşhis edebilecek donanıma da sahip değil. Sonuç, kendilerini parmakla gösterip alay eden milyonlar oluyor.

Ve en önemli noktaya geliyoruz. Artık ‘çürümüş elit‘in en muazzam örneği hâline gelmiş AKP rejiminin her şeyi paraya ve iktidara göre değerlemesi, kendisinde dizginlenemez ve saklanamaz bir halk düşmanlığı yaratıyor. Mağrur ve mağdur İslamcılar olarak geldikleri iktidarda geçirdikleri 20 yılda, mahrum rövanşizminden plütokrasiye o kadar sert bir geçiş yaptılar, hasetleri kibire o kadar nobran bir şekilde dönüştü ki, halka tepeden bakmadan kendilerini gerçekleştiremez hâle geldiler.

AKP için halka hakaret etmek, iktidar sahibi olduğunu kendi kendine kanıtlamanın bir yolu. En çok bu yüzden iletişim kuramıyor. En çok bu yüzden rezil oluyor. Ve en çok bu yüzden geri sayım her zamankinden hızlı ilerliyor.





Kaynak

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Bu içerik hakkında sen ne düşünüyorsun?

102 Points
Upvote Downvote
Xiaomi ABD’nin kara listesinden çıkartılıyor 31

Xiaomi ABD’nin kara listesinden çıkartılıyor

Son dakika: Sağlık Bakanlığı 14 Mayıs koronavirüs vaka ve vefat tablosunu paylaştı | Kovid-19 son durum 32

Son dakika: Sağlık Bakanlığı 14 Mayıs koronavirüs vaka ve vefat tablosunu paylaştı | Kovid-19 son durum