in

Homofobik eylem planı | TÜRKİYE | DW

Homofobik eylem planı | TÜRKİYE | DW 13

Gökkuşağı güzeldir. Yağmur yağarken göğün bir yerinden açılan mavilikte belirdiğinde bakmadan duramazsınız. İnsana mutluluk, umut verir. Renklerini birbirinden ayırmaya çalışırsınız bakarken, ama yapamazsınız. Hepsi bir arada durur, öyle güzeldir, ayrılmaz. İşte gökkuşağı flaması bu yüzden Onur Yürüyüşleri’nin de sembolü haline gelmiştir. Bu kadar güzel olduğu için. Renkleri engellenemez şekilde gökyüzünde belirdiği ve oradan silinemediği için. Doğal bir hadise olduğu için.

Hikayesine gelince… Gökkuşağı renkleri ilk kez 25 Haziran 1978’de San Francisco’da, o zamanki adıyla “Özgürlük Yürüyüşü”nde dalgalandı.  ABD’li gay aktivist Gilbert Baker’ın kendi elleriyle diktiği bu bayrakta ilk başta 8 renk vardı. En tepedeki pembe şerit daha sonra bu renk boya üretmekte zorluklar olduğu için bayraktan çıkarıldı. Kimileri Naziler’in toplama kamplarında homoseksüellerin kıyafetlerine aşağıya bakan pembe üçgenler dikildiği için bu renk konusunda temkinliydi zaten. Pembe çıkınca simetriyi korumak için bir renk daha çıkardı Baker, o da turkuaz oldu. Her rengin bir anlamı vardı. Bayraktan çıkarılan pembe şerit seksi, turkuaz sihir ve sanatı simgeliyordu. Kırmızı hayat, turuncu şifa, sarı güneş, yeşil doğaydı, huzur mavi, mor da ruhu simgeliyordu.

Türkei Banu Güven

Banu Güven

İktidarın akıl almaz biçimde karşı olduğu renkler bunlar işte. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve ittifak ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestoları sırasında yaptıkları homofobik paylaşımlardan sonra sistematik bir yasak uygulanmaya başlandı. Bu tavırdan gökkuşağı renklerini taşıyan her şey nasibini aldı. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nden hemen önce, 6 Mart’taki mitinge üzerinde gökkuşağı renkleri olan hiçbir şey alınmadı. Polis sadece pankartlar, flama ve bayrakları değil, şemsiye gibi aksesuarları da topladı. Böylece hayatımıza yeni bir yasak girmiş oldu. 

Ayşe ve gökkuşağı

O gün sosyal medyada görüntüleri izleyen annem bana unuttuğum bir hikayeyi hatırlattı. Onun da aklına bu acayip tablodan gelmiş olacak, “Küçüklüğümde gökkuşağı çıktığında koşup altından geçmek için uğraşırdım, altından geçersem  cinsiyet değiştirip erkek olacağıma inanırdım” dedi. Dünyanın birçok yerinde yaygın olan bu inanışı biliyordum, ama biraz daha kurcalayınca karşıma Ömer Seyfettin’in bir hikayesi çıktı: “Eleğimsağma”. Gökkuşağı için kullanılan eleğimsağma kelimesi, kulağa ne kadar öz Türkçe gibi gelse de, aslında Arapça “alaim-i sema”dan, yani gökyüzündeki işaretler/izler ifadesinden geliyor. Geçmişten hayal meyal hatırladığım bu hikaye de, bir köyde büyümekte olan ve daha çocukken üzerine yüklenen cinsiyet rolünden sıkılan Ayşe’nin hikayesi. Erkek çocuklar gibi oyunlar oynayan, ata binen Ayşe, 10 yaşına geldiğinde kadınların karşılaştığı baskılarla tanışıyor. Köyün imamı anne babasına Ayşe’nin örtünmesi, kapanması gerektiğini söylüyor. Aklı oyunda, biraz da komşunun kızında olan Ayşe bu durumdan ancak gökkuşağının altından geçip erkek olursa kurtulacağına inanıyor. Gökkuşağının altından geçip efeleşen Ayşe, hem komşuların kızını yeni evlendiği kocasından ayırıyor, hem de kendisini örtünmeye zorlayan Kurt Hoca’yı fena halde pataklıyor. Tam bu noktada olay masala ve rüyaya bağlanıyor. Gökkuşağının altından geçmek için koşarken yorulup uyuyakalan Ayşe’yi babası tekme tokat uyandırıyor. Dayak yiyen yine Ayşe oluyor yani. Ömer Seyfettin 1917’de yayınlanan bu hikayesinde kadınlara dayatılan toplumsal cinsiyet rollerini bu denli sarsıcı bir şekilde ele alıyor. Eril iktidarın gökkuşağı bayrağı korkusu bu yüzden. Bayrağın altından geçen kadınlar ve LGBT+ dayatılan rollerden kurtulup güçlenir ve iktidarı Seyfettin’in hikayesinde Ayşe’nin Kurt Hoca’yı patakladığı gibi bir güzel pataklar diye korkuyorlar.

“LGBT üyesi misin, LGBT neydi?”

Gökkuşağı bayrağını, altından geçen LGBT+ ve kadınlar dayatılan rollerden kurtulur ve iktidarı Seyfettin’in hikayesinde Ayşe’nin Kurt Hoca’yı patakladığı gibi bir güzel pataklar diye toplamak istiyorlar. LGBT+’ya bu yüzden düşmanlar. Bir taraftan da neye düşman olduklarını da tam olarak bilmiyorlar. Boğaziçi Üniversitesi’nde gökkuşağı bayraklarıyla yürüyüş yaparken saçlarından çekilerek gözaltına alınan öğrencilere, “LGBT bayrağı salladın mı, taşıdın mı” diye soruluyor. Ama aynı savcı daha sonra, “LGBT nedir” diye de sorabiliyor. Daha önce üniversitede açılan sergildeki Kabe resmi nedeniyle tutuklanan öğrencilere de mahkemede “LGBT üyesi misin” diye sorulmuştu. Sanki LGBT diye bir örgüt varmış gibi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basına dağıtılan konuşma metninde bulunan, ama AKP Kongresi’nde okumadığı bir bölüm var. Orada İstanbul Sözleşmesi’nden neden çekildiğini anlatırken “İnancımıza göre sapkınlık işareti olan hususların, İstanbul Sözleşmesinin arkasına sığınılarak sürekli gündemimize getirilmesine ve baskı aracına dönüştürülmesine izin veremezdik” diyor. Sokaktaki saldırganlar da bu tanımlardan cesaret topluyor. Erdoğan’ın LGBT+’lere yönelik sözleri önümüzdeki dönemde Türkiye’de homofobik nefret söylemi ve eyleminin yeni bir seviyeye taşınacağını gösteriyor. Ortada bir eylem planı varsa, bu olsa gerek.

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe




Kaynak

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Bu içerik hakkında sen ne düşünüyorsun?

SAÇ BEYAZLAMASINI ENGELLEYEN SAÇ BEYAZLARINI GİDEREN MUCİZEVİ KÜR | SAÇ BEYAZLAMASINA KARŞI ŞOK KÜR 34

SAÇ BEYAZLAMASINI ENGELLEYEN SAÇ BEYAZLARINI GİDEREN MUCİZEVİ KÜR | SAÇ BEYAZLAMASINA KARŞI ŞOK KÜR

Norveç basını Türk Milli Takımı'nın galibiyetini nasıl yorumladı? 35

Norveç basını Türk Milli Takımı’nın galibiyetini nasıl yorumladı?