in , ,

Nazım Hikmet kimdir? Ne zaman, neden öldü, mezarı nerede? İşte hayat hikayesi

Nazım Hikmet kimdir? Ne zaman, neden öldü, mezarı nerede? İşte hayat hikayesi 13


Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Nazım Hikmet Ran, 20 Kasım 1901’de Selanik’te doğdu. Doğum tarihi nüfusa 1902 olarak kaydedilen şairin asıl adı Mehmet Nazım olsa da edebiyat tarihinde Nazım Hikmet adıyla tanındı. Ünlü şair, ‘Ran’ soyadını ise eşi Piraye Hanım’ın önerisiyle sonradan aldı.

Nazım Hikmet ilk eğitimini annesi ve sıkça şiirli toplantılar düzenleyen, kendisi de bir Mevlevi şairi olan büyükbabası Nazım Paşa’dan alır. Ve henüz on bir yasındayken ilk şiirini yazar. Orta öğrenimini Galatasaray ve Nişantaşı Sultanilerinde gören Nazım, 1915 yılında Bahriye Mektebi’ne girer. 1918 yılında ilk kez bir dergide şiiri yayınlanır. Bu bir aşk şiiridir. Fakat, İstanbul’un işgaliyle birlikte yerini yurtsever nitelikte şiirlere bırakır…

NAZIM HİKMET’İN HAYATI

15 Ocak 1902’de o dönem Osmanlı İmparatorluğu toprağı olan Selanik’te dünyaya geldi. Aslında 20 Kasım 1901 tarihinde doğduğu fakat büyük görünmemesi için ailesi tarafından nüfusa geç kaydettirildiği rivayet edilmektedir.

Nazım Hikmet Ran, ‘romantik komünist’ ve ‘romantik devrimci’ olarak bilinmektedir. Siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklandı ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirdi. Şiirleri 50’den fazla dile çevrildi ve eserleri birçok ödül aldı.

NAZIM HİKMET’İN TÜRK EDEBİYETI İÇİN ÖNEMİ

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullandı. Örneğin, ‘İt Ürür Kervan Yürür’ kitabı Orhan Selim imzasıyla çıktı. Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası üne sahiptir ve dünyada 20. yüzyılın en gözde şairleri arasında gösterilmektedir.

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nazım Hikmet; İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldı, ölümünden 46 yıl sonra, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile bu işlem iptal edildi.

nazimpiraye.jpeg

NAZIM HİKMET’İN SOYADINDAKİ ‘RAN’ NE DEMEK?

Nazım Hikmet’in kimliğinde tam ismi ‘Nazım Hikmet Ran’ olarak geçmektedir. Nazım Hikmet, ‘Ran’ soyadını eşi Piraye Hanım’ın önerisiyle aldı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından çıkarılan soyadı kanunuyla beraber dönemin sanatçıları ‘Başaran’, ‘Koparan’ gibi soyadılarını alması üzerine, onlara göndermede bulunmak isteyen Piraye Hanım, “Sadece Ran olsun” diyerek teklifte bulunmuş ve bu şekilde kimliğe kaydedildi.

NAZIM HİKMET’İN NEDEN ÖLDÜ, MEZARI NEREDE?

Kalp krizi nedeniyle 3 Haziran 1963’te hayata gözlerini yuman Nazım Hikmet’in mezarı Rusya’nın başkenti Moskova’da bulunmaktadır.

1902 doğumlu olan Nazım Hikmet, 1963’te vefat ettiğinde 61 yaşındaydı. 2021 yılı itibarıyla doğumunun 119. yılı, ölümünün ise 58. yılıdır.

0620201548380465486-001.jpg

NAZIM HİKMET’İN KARİYERİ

İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913’te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani’de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa’ya okuyunca Bahriye Mektebi’ne gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915’te Heybeliada Bahriye Mektebi’ne girdi, 1918’de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlaki tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921’de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi.

Nazım Hikmet, 1920’de arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Milli Mücadele’ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu’ya geçti, Bolu’da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921’de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924’te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı 15 yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği’ne gitti. 1928’de Af Kanunu’ndan yararlandı ve Türkiye’ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938’de 28 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı.

Barışseverler Cemiyeti’nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği’ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa’nın (Konstantin Borzecki) memleketi olan Polonya’nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı.

52wxnwuhoeg0bzl3apdhga.jpg

NAZIM HİKMET ASLEN NERELİ?

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg Şehbenderliği yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım’dır. Celile Hanım piyano çalan, resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır.

Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım, bir dilci ve eğitimci de olan Hasan Enver Paşa’nın kızıdır. Hasan Enver Paşa, Polonya’dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu’na göç eden ve Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celalettin Paşa adını alan Konstantin Borzecki’nin oğludur.

Celile Hanım’ın annesi ise Alman kökenli Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa’nın, yani Ludwig Karl Friedrich Detroit’in kızı olan Leyla Hanım’dır. Celile Hanım’ın kız kardeşi Münevver Hanım, şair Oktay Rifat’ın annesidir.

Nazım Hikmet’in babası Hikmet Bey, Selanik’te, Hariciye Nezareti’nde (Dışişleri Bakanlığı) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya ve Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa’nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik’in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nazım’ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep’e, Nazım’ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul’a gelirler. Hikmet Bey’in İstanbul’daki iş kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye’ye atanır.

Nazım Hikmet’e göre, babası Türk ve annesi ise Alman, Polonyalı, Gürcü, Çerkez ve Fransız kökenli idi. Babası Hikmet Bey, Çerkes Nazım Paşa’nın oğludur. Annesi Ayşe Celile Hanım, 3/8 Çerkes, 2/8 Leh, 1/8 Sırp, 1/8 Alman, 1/8 Fransız (Huguenot) kökenliydi.

0620201550230462125.jpg

NAZIM HİKMET’İN ESERLERİ

Şiirlerinden birçoğu Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Grup Yorum, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi sanatçılar ve gruplar tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979’da ‘Güzel Günler Göreceğiz’ ismiyle kaset olarak çıktı. Birkaç şiiri ise Yunan besteci Manos Loizos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü’nün eski üyesi Selim Atakan tarafından da bestelenmiştir. “Salkım söğüt” adlı şiiri Ethem Onur Bilgiç’in 2014 tarihli animasyon filmine konu olmuştur.

UNESCO’nun ilan ettiği 2002 Nazım Hikmet yılı için besteci Suat Özönder ‘Şarkılarda Nazım Hikmet’ adlı bir albüm hazırladı. Dönemin Kültür Bakanlığı’nın katkılarıyla, Yeni Dünya plak şirketi tarafından hayata geçirildi.

2008 yılında Nazım Hikmet’in eşi Piraye’nin torunu Kenan Bengü tarafından, Piraye’nin evrakları arasında ‘Dört Güvercin’ adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.

NAZIM HİKMET’İN DAVALARI

1925 – Ankara İstiklal Mahkemesi Davası
1927-1928 – İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 – Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 – Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1931 – İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 – İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1933 – İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933-1934 – Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1936-1937 – İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1938 – Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası
1938 – Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası

0620201549440468037.jpg

NAZIM HİKMET’İN ÖLÜMÜ VE SONRASI

3 Haziran 1963 sabahı saat 06.30’da gazetesini almak üzere ikinci kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdi.

Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli ve yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etti ve tören siyah-beyaz olarak video kayda alındı.

Nazım Hikmet’in mezarı, Rusya’nın başkenti Moskova’daki Novodeviçi Mezarlığı’nda yatmakyadır. Mezar taşı, siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgara karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.

YENİDEN TÜRK VATANDAŞLIĞINA ALINMASI

2006 yılında Bakanlar Kurulu’nun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması gündeme geldi. Yıllardır tartışılmakta olan Nazım Hikmet’in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu düzenlemenin sadece yaşamakta olanlar kişiler için düzenlendiğini ve Nazım Hikmet’i kapsamadığını belirterek bu yöndeki talepleri reddetti. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İçişleri Komisyonu’nda “Tasarıda, şahsa bağlı hak olduğu için bizzat müracaat etmesi gerekir. Arkadaşlarım da olumlu şeyler belirttiler, komisyonda görüşülür, bir karar verilir” dedi.

2009 yılının 5 Ocak Günü “Nazım Hikmet Ran’ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürürlükten kaldırılmasına ilişkin önerge” Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı. Nazım Hikmet Ran’a yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Ran’ın yeniden Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin Bakanlar Kurulu’nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.

Bakanlar Kurulu’nun 5 Ocak 2009 tarihinde aldığı bu karar, 10 Ocak 2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı ve Nazım Hikmet Ran, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.

vaffet4n-eqhh4lb-wcgfg.jpg

NAZIM HİKMET’İN EDEBİYAT HAYATI

Nazım Hikmet’in, hece vezniyle yazdığı ilk şiirleri ‘Yeni Mecmua’, ‘İnci’, ‘Birinci Kitap’, ‘İkinci Kitap’ ve benzeri dergilerde yayımlandı.

Bahriye Mektebi’nde öğretmeni olan Yahya Kemal Beyatlı’ya yazdığı şiirleri gösterip eleştirilerini alan Ran, 1920’de Alemdar Gazetesi’nin düzenlediği yarışmada ‘Bir Dakika’ adlı şiiriyle birincilik kazandı.

Usta şair, daha sonra ‘Aydınlık’, ‘Resimli Ay’, ‘Hareket’, ‘Resimli Her Şey’ ve ‘Her Ay’ isimli dergilerde çok sayıda yazıya imza attı.

Eserleri 50’den fazla dile çevrilen Ran, ’28 Kanunisani’ başlıklı ilk şiir kitabını 1924 yılında Moskova’da, daha sonra ‘Güneşi İçenlerin Türküsü’ kitabını 1928’de Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yayınladı.

Sovyetler Birliği’nde yaşadığı yıllarda hece ölçüsünden ayrılan Nazım Hikmet Ran, şiirlerinde serbest ölçüyü benimseyerek, Mayakovski ve fütürizm taraftarı genç Sovyet şairlerden etkilendi.

Cezaevine girdiği yıllarda yazıları yayınlanmayan şairin 1940’lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla imzasız olarak bazı şiirleri okuyucuyla buluştu. 1949 yılında cezaevindeyken Ahmet Oğuz Saruhan takma adıyla ‘La Fontaine’den Masallar’ isimli kitabını çıkartan Nazım Hikmet’in eserleri, 29 yıl boyunca Türkiye’de basılmamıştı.

Nazım Hikmet’in ‘Dağların Havası’ (Osmanlıca), ‘Güneşi İçenlerin Türküsü’, ‘835 Satır’, ‘Sesini Kaybeden Şehir’, ‘Benerci Kendini Niçin Öldürdü?’, ‘Taranta Babu’ya Mektuplar’ isimli eserleri yaşamı sırasında okuyucuyla buluşurken, ‘Kurtuluş Savaşı Destanı’, ‘Rubailer’, ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’, ‘Cezaevinden Memet Fuat’a Mektuplar’, ‘Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar’, ‘Kuvayi Milliye’, ‘Sevdalı Bulut’, ‘Nazım ile Piraye’, ‘Hikayeler’, ‘Piraye’ye Mektuplar’, ‘Henüz Vakit Varken Gülüm’ün de aralarında bulunduğu çok sayıda eseri ise vefatından sonra yayımlandı.

Akşam, Son Posta ve Tan gazetelerinde ‘Orhan Selim’ takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapan Ran’ın yine Orhan Selim imzalı ‘İt Ürür Kervan Yürür’ adlı bir kitabı da bulunuyor.

0620201549220464555.jpg

NAZIM HİKMET’İN TİYATRO OYUNLARI

Oyun yazarı olarak da tanınan Nazım Hikmet’in aralarında ‘Kafatası’, ‘Bir Ölü Evi’ ve ‘Unutulan Adam’, ‘Ferhat İle Şirin’in de bulunduğu 22 tiyatro eseri, Türkiye’nin yanı sıra Rusya, Almanya, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya gibi ülkelerde sahneleniyor.

Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısı olan Nazım Hikmet’in şiirleri, Ahmet Kaya, Ruhi Su, Edip Akbayram, Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Zülfü Livaneli ve Yunan besteci Manos Loizos gibi birçok sanatçı ve müzik grubu tarafından seslendirildi.

Aynı zamanda beyaz perdeye aktarılan Nazım Hikmet’in Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan ‘Mavi Gözlü Dev’ adlı film 2007 yılında vizyona girdi. Biket İlhan’ın yönettiği filmde Nazım Hikmet’i ise Yetkin Dikinciler oynadı.

2002 NAZIM HİKMET YILI

UNESCO tarafından ilan edilen ‘2002 Nazım Hikmet Yılı’ kapsamında hazırlanan, besteci Suat Özönder’in ‘Şarkılarda Nazım Hikmet’ adlı albümü, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla yayımlandı.

Nazım Hikmet, her doğum yıl dönümünde, Türkiye’den ayrıldığı son kara parçası olan Tarabya’da düzenlenen ‘Nazım’a Karanfiller’ etkinliği ile anılıyor, ayrıca şairi ele alan çeşitli faaliyetler gerçekleştiriliyor.

Güncelleme: 



Haberin Devamı

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Bu içerik hakkında sen ne düşünüyorsun?

Hamamlar, saunalar, yüzme havuzları ve masaj salonları açıldı mı, ne zaman açılacak? 33

Hamamlar, saunalar, yüzme havuzları ve masaj salonları açıldı mı, ne zaman açılacak?

Şanlıurfa'da katliam gibi kaza: 5 ölü 34

Şanlıurfa'da katliam gibi kaza: 5 ölü